Bilgi ve Randevu İçin 0216 478 36 00

GRAFOLOJİ

Grafolog Zeynep Bornovalı

Bilindiği gibi yazı yüzyıllar öncesinde keşfedilmiş, tarihin bir dönüm noktası olarak kabul edilmiş, insanların kendilerini ifade etmelerinde ve haberleşebilmelerinde büyük rol oynamış kritik bir kavramdır. Son yıllarda yapılan çalışmalarla yazıbilim yani grafoloji denilen bir bilim ortaya çıkarak yazının farklı amaçlara hizmet etmesini sağlamaktadır. Grafoloji, yazıyla karakter tahlili anlamına gelmektedir. İlk insanlar yazıyı icat ederken insanlığın yazılarına bilinmeyen, kendilerinin bile farkında olmadıkları yönlerini de yansıttıklarını büyük ihtimalle bilmiyorlardı. Bilselerdi yazarlar mıydı dersiniz?

Bu bilimin modern anlamdaki kurucusu Alman Psikolog Ludwig Klages’tir. Grafolojiyi ilk kez psikolojinin bir yöntemi ya da bir dalı olarak görmekten ayrılıp kendi başına bir bilim olarak değerlendirmiş ve uygulamıştır.

Romalı tarihçi Suestonius’un bazı ifadelerinden İmparator Augustus’un elyazısını incelediğini ve hakkında fikir yürüttüğünü biliyoruz. Kuşkusuz bu yalnızca amatörce değerlendirmelerden oluşuyordu ancak çağı için son derece ileri bir düşünceyi yansıtıyordu. Bilinen ilk grafoloji derneği, 1871 yılında, Fransa’da, Hippolyte Michon tarafından kuruldu.

özellikle yüzyılımızın yarısından itibaren tam donanımlı tüm kriminal polis laboratuvarlarında bir grafoloji birimi oluşturulmuştur. Böylece suçlular hiç beklemedikleri yönlerden açıık vermeye ve yakalanmaya başlamıştır.

Grafolojiyle ilgilenen Türkiye’deki en önemli isimlerden biri ise Zeynep Bornovalı’dır. Yirmi yılı aşkın bir süresini grafolojiyle geçirmiştir. Ekonomi ve Antropoloji eğitimi görmüş ve ardından Ekonomi Doktorasını tamamlamıştır. Uzun yıllar grafoloji bilimini yalnızca özel çevrelerde sınırlı sayıda seçkin kişi için uygulamıştır.

Kendisine Abdullah öcalan’ın DGM savcılarına verdiği ifadesinin altındaki imzası (imza sahibinin ismi verilmeden) uzatıldığında Bornovalı, Apo için “En önce o göze çarpacak kişi olmak isteyen biri; ama dikkati çektiğini de belli etmeden dikkat çekmeye çalışır. İlgi odağı olmak arzusunda. çevresinde çok rahatsız eden ama kurtulamadığı birşey var. çok küçük bir odası olup da koca bir piyano oraya ödünç bırakılmış olabilir. Dönüp dolaşıp devamlı yakın görüşmelerinde ondan şikayet edecektir.” Yaptığı tahlilin ardından Bornovalı’ya imza sahibinin kimliği açıklandığında ise Bornovalı adeta şok geçirmiş. (www.Bornovali.com.tr)

Evet, “Grafoloji ne bir fal ne bir medyumluktur; pozitif bir bilim dalıdır.” deniyor. İnsanın bilinci onun bütün davranışlarını hatta ona ait olan herşeyi etkiliyorsa neden onun yazısında da kendisini göstermesin?! Grafoloji belki temeli olmayan bir vakit kaybı belki de geleceğin üniversitelerinin bir branşı. Bunu şimdiden kesin olarak söylemek zor belki ama en azından düşünmeye değer bir konu olduğu kesin. Grafolojinin ne olduğu konusundaki son kararı size bırakarak sizi Bornovalı’yla yaptığımız röportajla başbaşa bırakıyoruz.

Grafoloji nedir?

Geçmişi binlerce yıl öncelerine dayandığı söyleniyor. Eski çin’de dahi bu bilimle uğraşıldığını belirleyen kişiler olmuş. Zamanımızdaki kullanışlı haline yaklaşık 2-3 yıl önce gelmiş. Avrupa’da özellikle din adamlarının -biliyorsunuz kültürü en geniş olan diğer kaynaklara ulaşma imkanı olan din adamlarıydı çoğunlukla- öncülüğünde bu gerçekte bir karakter tanımlaması olarak ağırlık kazandığı halde bugün sağlık incelemesinde de çok kullanılan bir durumdadır.

Türkiye’de yaygın olarak kullanılıyor mu?

Kesinlikle yaygın değil.

Sağlık konusunda?

Evet. En basit bir örnek. Bir çek sahtekarlığı durumunda beni bir bankaya çağırdılar. Bir bayan çekini çaldırmış ve o çek Türkiye’nin başka bir şehrinden tahsil edilmiş. Bayan parasının eksildiğini görünce bankaya başvuruyor. Diyor ki ben böyle bir çek yazmadım. çeki bulup, tahsil eden bankadan getiriyorlar. Durum savcılığa intikal ediyor. Savcı çeke bakar bakmaz “Bu tipik bankacı yazısı” diyor. Yazıyla yazarlar ya, şu kadar milyon şu kadar diye. Ona bakarak tipik bankacı yazısı bu diyor. Bankanın çalışanlarından o hesapla ilgili olan kişiyi sorgulamaya başlıyor. O kişi de incecik, zarif bir hanım. Benim bu olayların hiçbirisinden haberim yok. Ama o bayan inanılmaz bir şekilde perişan. Hem inkar ediyor hem ağlıyor. çekin sahibi de üzülüyor çaldırdığına. Herhalde bu hanım yapmadı diyor ve bir şekilde beni çağırıyor. Buldular çeki, getirdiler. Aldım elime bir baktım. Bu taklidi yapan kişi, çok kilolu ve midesi hasta dedim. Beş dakika sürmedi bulunması. çünkü aileye o kadar yakın ve midesi hasta olan tek bir kişi varmış zaten. Ben yaptım deyiverdi. Diğer kızcağız incecik, o anda kurtuldu. Yazıyı taklit eder insan. Ama taklit ederken kendi hastalıklarını oraya yansıtmamayı bilemez.

Bunun bir uç noktası bilim diğer bir uç noktası falcılık ise eğer, bu çizgi üzerinde grafoloji nerede? Falcılığa mı yakın, bilime mi? Sizin yola çıktığınız kaynak nedir? Yani yöntem bakımından?

Size sorunuzun tam karşılığını ben kendi değerlendirmemle bir örnek olarak vereyim. çok iyi bir piyanist dinlediniz mi? Tabii ki dinlemişsinizdir. Peki bir piyano dersi almaya yeni başlamış bir çocuğun piyano çalışını dinlediniz mi? Tangır tungur yanlış basar. Bir türlü senfoni tutturamaz değil mi? Ama işte bir gürültüdür çıkar ondan. Şimdi bu da piyano çalmayı öğrenmek gibi. Büyük ihtimalle o çok iyi piyanistle o çocuk aynı hocanın öğrencisidir. Ama kendi kapasitelerine ve bu işe ne kadar zaman ve emek verdiklerine bağlı olarak muhteşem bir seviyeye gelebilirler. Virtüöz olup dünyayı peşlerinden koşturabilirler. Başka bir şehirde konser verdiği zaman insanları oraya koşturacak hale gelebilirler. Buna karşın komşudaki çocuğu duyduğunuz zaman kaçacak yer ararsınız. Ama ikisi de müspettir. Falcılıkla falan hiç ilgisi yok. O çıkan gürültü de gayet nettir. Decibelle ölçersiniz. Hesabı kitabı vardır. Matematiktir. Ama ikisi aynı değildir.

Kilolu olduğunu nerden anlıyorsunuz?

En büyük özellik bir tek noktadan anlamamaktır birşeyi. çünkü o zaman yanılırsınız. Bilimden örnek vereyim. Başağrısı. Başı ağrıyan kanserdir veya başı ağrıyan huysuzdur diye bir sonuca varabilir misiniz? Ama huysuzluktan da baş ağrır, kanserden de. Onun için ne kadar çok yere bakacağınızı bileceksiniz ki o kilolu mu yoksa başka bir nedenden mi öyle görünüyor onu anlayabilin. Bu da işin uzmanlık tarafı ama bilimsel. Yani içime öyle doğdu falan değil. Ben şu şu ölçülerle onun kilolu olduğuna karar verdim der.

Yani birçok faktör onu etkiliyor.

Kesinlikle; ama hata olmaz mı? Tıbbi ve adli hatalar olmuyor mu? İdam edilen suçsuz adamlar yok mu? Ayrıca şöyle bir örnek vereyim. Dünyada şef olarak, yani lokantaların en önemli aşçıları olarak, son derece saygı gören muazzam ücretlerle çalışan, yaptığı iş tartışılmayan aşçılar var. Bunların kaçı üniversite mezunu, kaçı beslenme teknisyenliği eğitimi görmüş. Olay bu. Yaptığınız iş işe yarıyor mu,kimseye zarar veriyor mu, kullanılıyor mu, faydası mı var o şekilde. Ama bilimsel mi? Tabii bilimsel. çünkü aynı aşçı aynı yemeği aynı ölçülerle yapıyor. Bir başka aşçı gelse o da aynı ölçülerle yapacak. Adamın içinden gelmesi, elinin şöyle olması gibi şeylerden değil. Tamamen aynı şeyi yaparsanız aynı sonucu alırsınız. Bilim de böyle düşünmüyor mu? Aynı ölçülerle yaptığınız zaman aynı sonucu alırsanız bilimsel demek lazım. Bakanın kim olduğu fark etmez. Benim kadar bilen bir kişi baksın, aynı sonuç çıkar.

Bu alt yapıyı sağlama işi ne kadar sürdü? Yani sürekli çok kilolu insanların yazılarına bakarak mı oldu?

Ben bir ölçü değilim. çok yavaş öğrenmiş olabilirim. Ama 30 yıldır uğraşıyorum bu işle. Bir işe yaramaya başlaması 3-4 yıl içinde oldu. İnanır mısınız, çöplüklerden yazı karıştırırdım geçerken.

Alt başlıklar çok fazla oluyor bu durumda. Şişmanlar, zayıflar,vs…

çok fazla. Inanılmaz. Hiç bakmayın şöyle karakter böyle karakter diyenlere. Dünyadaki insanları 4′e 5′e bölemezsiniz ki. Onun için de parmak izi gibi özeldir. Nereye bakacağınızı biliyorsanız, insanı yazısından parmak izi gibi bulursunuz. Yazı parmak izine yakın özellikleri olan ve herkesin kendi kişiliğini yansıttığı birşeydir. Ama ikiz kardeşleri karıştırabilirsiniz.

Elimiz psişik merkez olan beyine bağlı kas ve sinirlerin inanılmaz işbirliğiyle ortaklığı söz konusu.

çok doğru. Kalbinizin elektrosunu çektiriyorsunuz. Bunu da parmak ucundan alıyorsunuz. Ne fark var.

Fizyolojik özelliklerimizin çoğu zaman biz de farkında olmuyoruz.

Tabii; ama elektro çektiğiniz zaman çizgiler çıkıyor değil mi? Eee, burda da aynı şeyi yapıyorsunuz.

Türkiye’de bu konuda eğitim verebilecek yerler var mı?

Maalesef. Bilenler yurtdışında öğreniyorlar.

Peki siz yetiştiriyor musunuz?

2 aday var şu anda. Biri psikolog biri komiser.

Bir de, belki çok şaşırtacağım sizi yazıları okumuyorum. Ona alıştırdım kendimi. O da bir eğitimdir. İnsan otomatik okur çünkü. O otomatik okumayı yapmıyorum. Bilmediğim bir dilde de tahlil edebilmek için. Ben etkilenmem ama başkaları yazıdan etkileneceğimi sanacağı için anadiliniz benim bilmediğim başka bir dilse onu yazıp getirin diyorum. Yalnız anadilde yazılması gerek veya çok uzun yıllar okuyup tahsil yaptığı dil de olabilir. En çok kullandığı dil yani. Ve eğitim gördüğü dil.

Sakıncası yok mu?

Var tabii. Kültürsüz hiçbir kimseye kullanmıyoruz. Okumamış yazmamış insana bunu kullanamazsınız. Ama 2-3 yaşındaki çocukların çizgilerinden bile pek çok şey çıkıyor.

İşin ilginç yanı bilinçaltının tamamen yansıması gibi birşey oluyor. Mesela yazımı tahlil edin diye birisi bir yazı bıraktığı zaman; yanlışlıklar olabiliyor diyorsunuz. çünkü o zaman bilinç devreye giriyor ve problem oluyor diyorsunuz.

Doğrudur. çünkü kapar kendini. Bundan dolayı özellikle sağlık için önceden yazılmış yazılar isterim. Ama yine de çok büyük problem olmaz da uğraştırır biraz daha fazla. öbür türlüsü daha rahat, içinden geldiği gibi spontane oluyor.

Bilinçaltı yalnız başına kalıyor ve çok savunmasız yakalıyorsunuz insanları. Bilimin de amacı budur. Sebebi tek yakalamak ve doğal haliyle yakalamak. Sebep-sonuç ilişkisini bire indirmeye çalışmak. Sebebi burada bire indirebiliyorsunuz.

Tabii o da birçok etkilerle oluyor. Tek bir yazıyla çok ciddi bir şekilde karar vermemek gerek. Bir de kalem kağıt bile şart değil. Kumda sopayla yazılan şeylerden bile birşeyler çıkabilir. Netice de o da bir adale koordinasyonu.

çok gözlem yapmak gerekiyor o zaman.

Sınırsız. Yaşadığınız sürece gözünüz hep açık olacak.

Bu bilinçaltına ulaşmak için kullanılan bir yöntem olması çok cazip geliyor. Yani bir hipnoz psikolojide çok fazla kullanılan bir yöntemdir (psikanaliz için). Bilinci çıkartırsınız ki o kişilik altında neler var görebilesiniz. Yazıda da aynı şeyi yakalayabiliyorsunuz yani. Bilinçaltıyla temas haline geçiyorsunuz.

Tabii. Hatta kendi bilincimi de çıkarıyorum. Ben kim olduğunu bilmeden tahlil etmek isterim. Etkilemez; ama karşımdaki etkilendiğimi sanır. Kendimi rahat hissetmek için imzadan ismi dahi okunuyorsa imza dahi istemem. Karalama imzaysa onu görmek isterim.

Yalan makinesini kandıracak biri bile belki de yazıda bunu saklayamaz. Bunu da kandırmanın eğitimini görmüş biri olsa beni de kandırabilir. Ama kaç kişi bunun eğitimini bu kadar biliyor ki. çok dahi derecesinde zeki suçlular var. Onlar herşeyi yapabiliyor. Kandırılmam diye bir iddiam yok. Planlı ve kötü niyeti olmayan insanlardan konuşuyoruz biz.

Bay bayan ayırd ediliyor mu? Bu en temel fizyolojik fark yani?

Edilmez. çünkü kadında erkek hormonu, erkekte de kadın hormonu var. Bilemezsiniz ki kimde neyin ağır bastığını.

Hastalıklarda erken teşhis için kullanılıyor dediniz. Bunu biraz açıklar mısınız?

Kanseri doktorlardan 8 yıl önce görüyorum. Kaç defa doktorlar, profesörler getirdi bana hastalarının yazılarını.

Temelde diyorsunuz ki ikisinin de çıktığı yer beyin. Kanser de yazı da aynı yerden çıkıyor.

Kesinlikle. Beyin dalgaları. Kanser beyinden çıkar diye birşey söylemedim. Vücudun sağlıklı olup olmadığını yansıtan dalgalar beyinden alındığı kadar parmak ucundan da alınır diyorum. Parmağımı oynattığım zaman nasıl oynatacağıma beyin karar veriyor.

Yazıda bir değişiklik mi oluyor?

Ama ne değişiklik. Hastalanmaya gerek yok. Uçağa binin yazınız değişir. Kimse fark etmez bunu. Gün içinde de dalgalanmalar oluyor. Ayrıntılı bir tahlil için çeşitli zamanlarda yazılmış yazılar lazım. önce kağıdı hazırlayın gidip gelip yazın. Açken tokken. İlaç almamış olacak. Ağrı kesici özellikle. Uyuşturucu ve alkol de almamış olacak.

Düşündünüz mü hiç neden böyle yazıyor diye? Sinirliler hızlı yazar, seyrek yazar. Yani bu neden?

Ben onu kabul etmiyorum. Şunlar şöyle yazar diye birşeyi kabul etmiyorum. öyle olursa çok kalıplaşırız. İnsanlar 3′e ayrılır 5′e ayrılır falan. O insana o özellikleri saymaya kalkarsam ben, biri çıksa öbürü yanlış çıkar. Bütün bunları bileceksin. Daha sonra hepsini biraraya getireceksin. Mesela bir insan sinirli olabilir; ama o sıra dolmuşta kavga ettiği için sinirli olabilir. Yazıdan bunu bir çizgiden çıkartamazsınız. Bütün diğer özellikleri kıskançlığı, saldırganlığı, vs… bunların hepsi biraraya gelirse o insan sinirli gibi mi yansır, o anda mı sinirli, yoksa uçağa mı bindi?

Bunun için de çok iyi bir gözlem yapmak lazım.

Uçağa bindiğini bile bilmezseniz siz o yazıyı okurken, bu adam saldırgan deyiverirsiniz. Halbuki melek gibi adamdır ama elinde değildir o. Bakmayın kabindeki basınç ayarı falan hikayelerine. Havayollarının doktorları bunu çok iyi bilir de yolcuyu korkutmamak için söylemezler. Kendi elemanlarında yükseğe çıkmaktan doğan hastalıkları tedavi eden uzman doktorlar var. çok iyi bilirler ama bunu açıklarlarsa millet uçağa binmez diye düşündüklerinden söylemezler. Bir iki yerde yazdılar. Programlarda falan şöyle bir geçiştirdiler çok hafif olarak. Hostesler de bilir. Başkalarında olmayıp sadece onlarda olan hastalıklar vardır.

Ne kadar zaman alıyor yazıları analiz etmek?

Konuşan yazı var, konuşmayan yazı var. 5 dakika süren de var 1,5 saat kadar süren de var. Genelde çok kültürlü ve başkalarının da ilginç bulduğu kişiliği olan kişilerinki çok uzun sürüyor diye hafif bir genelleme yapabilirim. Hiç olmaya da bilir. Bir uzman doktorunkine 2 dakika bile bakmamıştım; ama hayatta söyleyecek şeyi çok olanın yazısına da söylenecek çok şeyi olur. İnsan neyse onu görüyorsunuz.

çok müşteriniz var mı?

İlgi çok ama ücretli olduğu için herkes çok istekli olmuyor. Daha çok soruyorlar. Soran kadar gelen yok. Ama gelenlerin de çok işine yaradı.

Müşteriler genellikle hangi kesimden?

Tahmin etmek mümkün değil. Ama öğretmen, çalışan bayan ve erkek kesimi ağırlıkta.

Bu yöntem insan kaynakları alanında çok kullanılıyor mu?

çok sık değil. Mesela cv’nizi elyazınızla yazın derler de o yazıları nasıl değerlendireceklerini çok fazla bilmedikleri için bazı olaylar duyuyorum. Mesela düzgün yazan düzgün insandır diyorlar. Alakası yok. Mükemmel bir yazı gelir; ama kişi o iş için berbat biri olabilir.

Yurtdışında bu bilim yapılıyor dediniz?

Amerika, İtalya, Rusya ve Londra’da eğitimi var.

Bunun falcılıktan ayrıldığı noktayı iyi çizmek gerek.

çizeyim. Ben şu andan ileriye gitmiyorum. Falcılık ileriyi gösterir; ben ileriyi görmüyorum ki.

Mesela kişi kahveyi içtiğinde dibini koyu bırakıyorsa ona çekingen denir. Tesadüf eseri üç beş tane insan kahvenin dibini koyu bırakmışsa çekingen diye yargılanır; ama bu aradaki mantık zincirini kurmak gerekiyor. Mesela şunun denmesini bekliyoruz: çekingen insan kahveyi yavaş içer. Bunun için kahve dibine çöker ve dibi koyu olur. Bu aradaki zinciri grafolojide de sağlamak lazım. Neden bazıları seyrek yazar, ona etki eden şey ne?

Bulunduğu yerde oksijen azalmıştır. Hadi bakalım. çok zor bunu söylemek. Karaktere bağlayamazsınız. O ortamı bilmeden onu tam olarak çıkaramazsınız. Bir sigara dumanı dolu barda yazılmış yazıyla piknik yaparken yazılmış yazı arasında fark vardır.

Neden diyorsunuz?

Damarlar sıkışıyor, oksijen azalıyor, kanınız kirleniyor. Tabii ki bu da etkiliyor.

Bunun gibi mesela ihtiraslılar sık yazar dersek. Bunun neden olduğunu açıklamanız gerekiyor.

Ama ben bu açıklamayı sonradan yapabilirim. Benim “şöyleler şöyle yazar” demeye itirazım var. Böyle yazan insan şöyle veya böyle olabilir. Bunu nerden anlayacaksınız. Sadece yazının o özelliklerine değil diğer özelliklerine de bakacaksınız.

Altyapı mesela 20 tane ortak karakterli kişinin yazısına bakarak mı oldu? örneklemi geniş tutmak lazım o zaman.

İnanılmaz derecede geniş çünkü herşeyden çok lazım. Belki tıp doktorunun muayene ettiği hastadan daha fazla yazı görmem lazım.

Onlardaki ortak noktayı mı buluyorsunuz?

Evet. Doktorun da yaptığı bu. Midesi ağrıyan şudur diye bir kural var mı? Sinirli olanın midesi ağrır da midesi ağrıyan sinirlidir diyebilir misiniz?

Hipotezler de öyle ortaya çıkıyor. Ama bir sonraki aşama da alt yapıyı ispatlamaya çalışmak oluyor. Herhalde bunun bir sonraki aşaması ileriki yıllarda alt yapısını ispatlamak olacaktır.

Ben gördüğümü söylerim. O kişinin nörolojik yapısını uzman inceler.

Buydu temelde öğrenmek istediğim şey!

Kesinlikle öyle. çünkü ben ne kadar ne görsem, ne uzmanım ne nöroloğum ne fizyoloğum ne de en basit bir ilaç bilgim var. Halbuki ilaç yutunca yazı değişiyor. Bütün bunları bilenlerle yapmak lazım.

Bunun bilimsel temelini ispatlamak için biri gelip size danışsa kapım açık mı diyorsunuz?

Tabii. Yeter ki karşımdaki bir şeyler bilerek gelsin bana. Arkadaş toplantısında otururken o anda merak edip de sonra unutmuş bir insan olmasın. Bir birikimi olsun. Benim alanımda değil. Kendi alanında. Mesela uzman doktor olsun, tecrübeli bir avukat ya da savcı olsun. Elimden geleni yaparım. Böyle şeyler kesinlikle ücrete tabi değil.

Bunun eğitimini daha da yaygınlaştırmayı düşünüyor musunuz?

Tabii. Benim elimde değil o ama imkan sağlanırsa tabii çok memnun olurum. İlgilenenler olursa burdayım, çağırsınlar geleyim.

 


 

ENSTİTÜ FOTOĞRAFLARI